12 Nis 2015

Finans ve İçerilme: Herkes İçin Finans ya da Sermaye İçin Herkes – Ali Rıza Güngen

Finansal kuruluşlar, şirketler ve devlet bir süredir Türkiye’deki emekçileri finansal tüketiciler olarak anıyor. Hesap yapmasını bilen, temel finansal hizmetleri kendi faydası için kullanabilen, daha genel bir bağlamda ise kendi hayatını üretken bir makineye yatırım yapar gibi planlayan emekçiler yaratma isteği bu sürecin temelinde yatıyor. Yetişkin tüm bireylerin banka hesabı olması, finansal hizmetlere sorun yaşamadan erişilmesi gibi hedefler burada birer ön gereklilik halini almış durumda. Küresel Güneyde revaçta olan bu sürecin adı finansal içerme / tabana yayılma. Emekçiler açısından bazı ihtiyaçların borçlanarak karşılanması durumunun finansal kurumlar için kar elde edilebilir şekilde ve neoliberalizmi desteklemek amacıyla yeniden biçimlendirildiğini görüyoruz. Orta ve uzun vadede finansal tabana yayılma (FTB) süreci hem finansal sistemle girdiğimiz ilişkiyi hem de finansal alana bakışımızı değiştirmeye soyunmuş durumda. Türkiye’deki durum ve uygulamalar öncesinde fikrin ortaya çıkışı ve yaygınlaşmasına değinmek gerekli.

MİKROFİNANSTAN BAŞLAYAN YOLCULUK
2008-2009 uluslararası krizi sonrasında G-20 gündeminde önemli bir başlık maddesi haline gelen FTB, düşük gelirlilerin ve güvencesizlerin finansal sisteme dahil edilmesi fikrine dayanıyor. Bu çerçevede, kalkınmanın finansmanının artan oranda menkul kıymetleştirme pratikleri ile birlikte ele alındığı yakın dönem neoliberalizminin mirasının, 1990’larda yoksullukla mücadele bağlamında giderek parlatılan ve 2000’lerde patlama yaşayan mikrofinans kurumlarının “başarısı” söylemiyle birleştirildiğini görüyoruz. Mikrofinans kuruluşlarının giderek kar amaçlı kuruluşlara dönüşmesi ve yoksulların aşırı borçlandırılmasının yarattığı krizlere karşın gelişmekte olan ülkelerin kalkınma finansmanı açısından sorunlarının mikrokredi ile hafifletilebileceği FTB’nin temel iddialarından biri. Yoksulların borçlarını geri ödeme eğilimi, herkesin birbirine kefil olduğu grup borçlandırması nedeniyle borçlular üzerinde ekstra baskı yaratılması, yoksulların gelir akışlarının uluslararası piyasalarda başka borç paketleri ile birleştirilerek el değiştirmesinin halen önemli bir yatırım aracı niteliğini koruması gibi unsurlar FTB’yi sermaye açısından tercih edilir kılıyor.

Ancak daha geniş toplumsal yapılanma hedeflerini de gündeme sokan FTB’nin üç temel ayağa dayandığını ve mikrokredinin bunlardan sadece birisi olduğunu söylemek mümkün. Bir diğer ayak olan finansal okuryazarlık finansal hizmetlerden yararlanarak kendini yeniden inşa fırsatı olarak pazarlanıyor. Diğer unsur ise strateji geliştirme ve sektörün düzenlenmesi olarak adlandırılabilir. Finansal hizmetlerin geniş kesimlere ulaştırılması ve enformel finansman biçimlerinin ortadan kaldırılması için ne gibi stratejilerle hangi aktörlerin devrede olacağının belirlenmesi oldukça önemli.

TÜRKİYE’DE STRATEJİ VE UYGULAMA
Türkiye’de bu doğrultuda ilk adımlar Dünya Bankası’nın FTB’yi tanıtan ve tartışan Herkes için Finans raporunun 2008’te yayınlanmasından önce (başka birçok geç kapitalistleşen ülkede olduğu üzere) başladı. Ancak Türkiye örneğinin özgünlüğü ve istikameti tartışılmaya değer bir nitelik arz ediyor. Türkiye’de 2003 yılından bu yana Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın Grameen Bankası ile işbirliği sonunda oluşturulan, Türkiye Grameen Mikrofinans Programı (TGMP) mikrokredi faaliyetleri sürdürüyor. Kadın girişimciliğini teşvik için biçimlendirilen mikrokredi sektöründe TGMP hâkim unsur ve sektör belediyeler ve devlet eliyle genişliyor. Başka bir deyişle, bir vakıf ve ticarileşmiş bir uluslararası mikrokredi kuruluşu, devletin işbirliği ile mikrokredi faaliyetleri sürdürüyor. Bu haliyle başka gelir akımlarıyla birlikte birer menkul kıymet haline getirilip uluslararası piyasada el değiştiren kredilerden bahsetmek mümkün değil. Uluslararası finansal piyasalarla bağları devlet aracılığıyla dolaylanmış olsa da Türkiye’de mikrokredi kullananların iş kurması, banka hesabı açması, emeklilik sistemine dahil olmaya özendirilmesi gibi noktalar dikkat çekici. Mikrokrediden faydalananlar sadece “ekonomiye katkı” sunmakla kalmıyor aynı zamanda “finansal müşteri” haline getiriliyor.

Finansal okuryazarlık ayağında devletin rolü daha geri planda ancak, hem Aile ve Sosyal Politika Bakanlığı hem de çeşitli vakıf ve dernekler, şirketler ve bankalarla birlikte kampanyalar düzenlemekten geri durmuyor. Amaç hayatın her alanında harcamalarının ve yatırımlarının çetelesini tutan bireyler yaratmak, kriz dönemlerinde emekçilerin kendi birikimleri ile ayakta kalıp emek piyasasına geri dönebilmelerini sağlamak. Bu alandaki gelişmeler bir yandan Türkiye’deki kredi genişlemesinin boyutları karşısında BDDK ve Merkez Bankası’nın sınırlayıcı önlemlerine, sorumlu bireyler yaratma düşüncesiyle destek verilmesi ihtiyacının yansımaları, diğer yandan başta G-20 olmak üzere Dünya Bankası ve IMF benzeri kuruluşlarda belirlenen gündem ve politika önerilerinin Türkiye’ye kısa zamanda aktarımının göstergeleri.

FTB sürecinin son ayağı 2014 Haziran’ında Finansal İstikrar Komitesi (FİK) bileşeni kurumların imzasıyla yayımlanan “Finansal Erişim, Finansal Eğitim Finansal Tüketicinin Korunması Stratejisi ve Eylem Planları“ belgesi ile netlik kazandı. Resmi olarak FTB stratejisi niteliği taşıyan doküman büyük ölçüde finansal okuryazarlık ayağını ön plana çıkardı, (kadın emeğine odaklanan) mikrokredi ise sosyal politika unsuru olarak görüldüğünden eylem planlarında yerini bulamadı. 2014-2017 arası uygulanması hedeflenen FTB strateji belgesi uyarınca FİK bileşenleri, bakanlıklar ve finansal kurumlar finansal farkındalık artırmak için etkinlikler düzenleyecekler. Üniversiteler ders programlarında finansal eğitimlere yer verecekken, Milli Eğitim Bakanlığı da ilk ve ortaöğretim düzeyinde finansal farkındalığın artması için girişimlerde bulunacak. Buna karşılık borçluların korunması konusunda, resmi terminolojiyi kullanacak olursak arz yönündeki gelişmişlik (finansal sistemde hizmet temini açısından sorun olmadığı düşüncesi) nedeniyle oldukça sınırlı bir anlayış göze çarpıyor. İdari kapasitenin artırılması ve finansal güvenliğin sağlanması çalışmalarının ötesinde bankaların daha sorumlu davranması için finansal sistemi düzenleyici denetleyici kurumlara ve ironik bir şekilde yine bankalara görevler biçiliyor. Eylem planlarında bankacılık sektörü ile işbirliği vurgusu, uygulamada finansal sektörün isteklerinin ön planda olması, borçluların haklarının korunacağı bir çerçevenin yaratılmasını beklemeyi olanaksız kılıyor.

Türkiye’de finansal sektörün belkemiğini ticari bankalar oluşturuyor ve bunlar halihazırda ücret ve komisyonlarla; kredi kartı ve tüketici kredisinde yüksek faiz oranlarıyla emekçilerin gelirlerinin artan oranda bir kısmına dolaşım alanında el koyuyor. Ancak FTB doğrultusundaki çaba ve uygulamalar bankacılık sektörünün geniş toplumsal kesimler yararına düzenlenmesi anlamına gelmiyor. Devlet eliyle düzenlenen kampanyaların ya da emekçilerin iş kurmaya özendirilmesi için tasarlanan mikrokredilerin etkisini ve sonuçlarını daha fazla tartışmak gerekli. Mikrokredi uygulamalarının ticarileşmesi henüz görülmese de, FTB stratejisi ve bankacılık sektörüne dokunmayan, sektör faaliyetlerini sorgulamayan uygulamalar borçluyu finansal sektörün karşısında güçlendirmekten imtina ediyor, sermaye emrinde amade olmaya çağırıyor. Ücretler yerinde sayarken daha dikkatli harcamada bulunmayı salık veren ve tasarruf çağrılarında bulunan siyasal iktidarın isteği hilafına alternatif ve kamusal finansman seçeneklerini bugünden tartışmak büyük önem taşıyor.

* Bu yazı Finansallaşma ve Borç Araştırma Ağı üyeleri tarafından BirGün Pazar Eki için kaleme alınan yazılardan biri. İlk olarak BirGün Pazar Eki’nde 12 Nisan 2015 tarihinde yayınlanmıştır. İrtibat için: http://riturkey.org/hakkimizda/iletisim/